Geçmişten Bu Güne Bize Neler Oldu
Hırsızlık, dolandırıcılık,kalpazanlık,yalan,dolan,gasp,cinayet,terör illeti,terör kadar can alan trafik magandaları,uyuşturucu ve silah kaçakçılığı, kadın tüccarları, insan kaçakçıları ve daha nice suçlar… Adeta suçun batağına batmışız. Biz artık bırakın başkalarına güvenmeyi, kendimize dahi güvenmiyoruz. Verdiğimiz sözleri unutan, ALLAH’tan korkmadan kalp kıran, Emanete hıyanet eden bir toplum haline geldik. Aslımızı, neslimizi şöyle bir gözden geçirelim dilerseniz.Asırlar öncesinden örneklerle nerelerden, nereye geldiğimizi inceleyelim biraz.
“ Faziletliydik, kimsenin malına mülküne göz dikmezdik. Kimsenin namusuna yan bakmazdık. Hırsızlık nedir bilmez, dilenciliği meslek edinmez, kimseyi de küçümsemezdik.
“ İtibarlıydık, Bir zamanlar Hollanda ticaret odasının toplantılarında oylar eşit çıkınca, Osmanlılarla alışverişi olan tüccarın oyu iki sayılır, onun dediği olurdu.
“ Temizdik, Yere bile tükürmezdik. Hatta Osmanlı askeri teşkilatını Avrupaya tanıtması ile meşhur Comte de Marsigil, yere tükürmedikleri için atalarımızı şöyle eleştiriyor. “ Türkler hiçbir zaman yere tükürmezler. Daima yutkunurlar. Bunun için de saçlarında sakallarında, bir hararet olur ve zamanla saçları, kaşları, sakalları dökülür.”
“ Çevreciydik, Kurak günlerde ücretle adamlar tutup, sokakta ki ulu ağaçları sulatır, göçmen kuşların yorgunluk atması için, saçak altlarına kuş sarayları yapardık. Bunlara öyle çok örnekler var ki, saymakla bitiremeyiz.
“ Harama el sürmezdik, Fransız müellif Motray, 1700’lerde ki halimizi şöyle anlatıyor. “ Türk dükkanlarında hiçbir zaman tek meteliğim kaybolmamıştır. Ne zaman bir şey unutsam, hiç tanımadığım dükkancılar arkamdan adam koşturmuşlar, hatta birkaç kere Beyoğlu ndaki ikametgahıma kadar gelmişlerdir.
“ Medeni idik, İngiliz sefiri Sir James Porter ise, 1740’ların Türkiye’si için şunları söylüyor. “ Gerek İstanbul’da gerekse imparatorluğun diğer şehirlerinde, hüküm süren emniyet ve asayiş, hiçbir tereddüde imkan bırakmayacak şekilde ispat etmektedir ki, Türkler çok medeni insanlardır.
“ Dosdoğruyduk, Fransız generallerinden Comte de Bonneval ise, şu hükmü veriyor “ Haksızlık, murabahacılık ( aşırı kâr koyma, tefecilik ), İnhisarcılık ( tekelcilik ) ve hırsızlık gibi suçlar, Türkler arasında meçhuldür… Öyle bir dürüstlük gösterirler ki, insan çok defa Türklerin doğruluklarına hayram kalır.”
“ Hırsızlık nedir bilmezdik, Fransız müellif Dr. Brayer, 1830’ların İstanbul’unu getiriyor önümüze. “ Evlerin kapısının şöyle böyle kapatıldığı ve dükkanların çoğunlukla umumi ahlâka itimaden açık bırakıldığı İstanbul’da her sene azami beş yada altı hırsızlık vakası görülür.”
İşte yaşanmış örneklerde ki gibi nereden nereye gelmişiz. Sanırım fazla söze hacet yok. Ahlaklı yaşamayı, Emanete sahip çıkmayı, verdiğimiz sözde durmayı, ALLAH’tan korkarak ticaret yapmayı öğrendiğimiz gün ancak geçmişte ki atalarımıza benzeriz. Atalarımızı saygıyla, minnetle ve rahmetle anıyoruz. Ruhunuz şad, mekanınız cennet olsun.
Sevgiyle kalınız.