BİR ALDATMACADIR GİDİYOR...
İnsan belki herkesi kandırabilir ama kendisini asla. Neler olduğuna şöyle bir baksak hayatımızda. Renk renk doğal güzellikler, hiç birbirine benzemeyen ve daha evvel hiç görmediğimiz mekânlar, sağlığını kaybetmiş inleyen feryat eden, yardım bekleyen insanlar ve daha neler neler…
İnsanın dışında her şey doğallığını koruyor ama insan öylemi. İnsan hem kendi doğallığını koruyamıyor, hem de ALLAH’ın yarattığı doğallığı bozuyor. Üstelik eserinle de gurur duyuyor. Sanki bozduğu, parçaladığı şaheseri kendi yaratmışta. En başta dedik ya bizler kendi kendimize karşı dürüst değiliz. Ve sözlerimizin hiç değeri yok. Bir gayemiz var örneğin. Ona ulaşmak için elimizden geleni fazlasıyla yapmamız gerekir değil mi. Hem de tüm gücümüzle. Çünkü ulaşacağımız nokta kendi gayemiz. Bu uğurda vereceğimiz gayrette gayet doğal. Ama bizler gayemize dahi ulaşmak için çabalamıyoruz. Bırakın başkalarına saygı duymayı, yardım etmeyi, daha kendi kendimize faydamız yok. Hâlbuki insan öylemidir. İnsan kendisi için yaşayan değil, yaşattıkça hayat bulandır. Özde insanın gayesi bu olmadıkça yerinde saydıkça sayar. Aldatır da, aldatılırda… Bugünkü ilişkilere şöyle bir göz atarsak önce menfaat ve dünya ilişkileri oturmuş saygınlık koltuğuna. Parası olan güzel adam olmuş, hatta iyi insan olmuş. Tarifi böyle halk dilinde. Ama bizim gönül dilimizde ne böyle bir insan var ne de böyle bir tarif. Onların terazisi ile bizim terazimiz hiçbir zaman bağdaşmadı. Üç kuruşluk dünya menfaati için değerlerini, onurunu ayaklar altına alan, verdiği sözleri hep unutan ama kendisine verilen sözleri daima hatırlayan insanlara sözüm. Hz.Ebubekir (R.A) Yüce ALLAH’a yalvarırken aşk ile şöyle buyuruyor.” Yarabbi benim bedenimi öyle büyük yap ki, cehennemi ben doldurayım. Ben doldurayım ki kimse yanmasın yarabbi” diyor… Düşüncenin ötesinde, İmanın zirve noktasında olan Hz. İnsan Ebubekir. Böyle bir insan olmayı kaçımız göze alabilir. Veya başka bir deyişle kim kimin için yanabilir. İşin tek yolu karşılıksız sevgi. İçinde menfaat olmayan, aldatmaca olmayan, istek olmayan. Şimdi diyeceksiniz ki istek olmayan ne demek diye. Yüce yaradan dan dan her şeyi istiyoruz. ALLAH istediklerimizi, istemeden zaten verecek, ısrarcı olmanın alemi ne ki. Evet, ALLAH’tan isteyeceğiz ama önce rızasına mazhar olmayı, onu daha fazla aşk ile sevmeyi ve bağlanmayı, hakkımızda cereyan eden şeylerin her zaman hayırlı olmasını niyaz edeceğiz. Samimiyetle tabi ki. Önce ALLAH’tan doğru düzgün bir insan olmayı niyaz edeceğiz. Yoksa seven sevdiğine zulüm etmez. Öyle ki Hz. İbrahim aleyhisselam’a Azrail aleyhisselam geliyor ve vaktin geldiğini söylüyor. İbrahim(a.s.)’da yüce yaradana hitaben hiç seven sevdiğinin canını alırmı diyor. Azrail (a.s.) Yüce ALLAH’a bu durumu aktarıyor. Tabi bu durum birkaç sefer oluyor. Hz. İbrahim (a.s)’a Yüce ALLAH cennet ve daha nice güzellikleri gösteriyor ama durum değişmiyor, cevap yine aynı. Yüce ALLAH’ta Azrail( a.s)’şöyle buyuruyor “ Seven hiç sevdiğine kavuşmak istemez mi “ Hz. İbrahim o nokta da son nefesini vermeye razı oluyor. Bence artık aldığımız nefesler kadar, vereceğimiz son nefesi de değerlendirmemiz gerek. Yoksa aldattığımız kendimizden başkası olmayacak