E-Bülten

Bir Öksüzün Hikâyesi
 
Çocuk olmak bir başkadır, her zaman yaşadığı doğal haliyle, yaşadığı ve yaşattığı hiç bitmeyen telaşı, heyecanı, sevinci ve özellikle ağlayışı ile gönüllerimizin gerçek sultanıdır çocuklarımız...
Çoğu zaman geçmişe giderek hep olmak istediğimiz şeydir çocukluk. Evlerin sessizliğini bozan, mutluluğun mimarlarıdır bizim çocuklarımız. Hava gibi, su gibi, yemekte tuz gibi her şeye kattığımız vazgeçilmezimizdir çocuklarımız. Can gibi hatta candan daha öte zirvededir, gönüllerimizde ki yerleri. Bu kısa hikâyemizin konusu öksüz bir çocuğun gerçek, yaşanmış hayatından alınmıştır. Üvey anne elinde sevgiden, ilgiden uzak yaşayan, dövülen hakir görülen, çocukluğunu yaşamasına müsaade edilmeyen, bir öksüzün, garibin hikâyesidir bu. Aslında dünya da bu şekilde yaşayan binlerce çocuktan sadece birisinin hikâyesidir, bizim hikâyemiz. Ne yazıktır ki bazen en değerlimiz bile, değersizin de altında yerini alabiliyor. Tüm bunlara değinirken, sevmek için kan bağı olması gerekmediğine inanan da, birçok insanın, anne ve babaların hakkını yemeyelim tabii ki. Dünya ya gelişiyle ahşap küçük bir evde gözlerini açan kahramanımız daha kendisini 15 yaşında dünyaya getiren annesini tanımıyordu. Bir bebek annesinden ne isteyebilir ki. Biraz şefkat, beslenmesi için süt, çoğunlukla da göz göze geldikleri anda yaşanan o sıcak tatlı iletişimler. Ne de olsa anne karnında 9 aylık bir dostlukları var. Candan bir parçadır, her ikisi de birbirine aynı etle kemik gibi. Anne bir gün kaldıkları fakirhanesinde geçinemiyorum düşüncesiyle eşyalarını küçük valize koyar, sözüm ona çok sevdiği yavrusunu da zehirler ve yurt dışına kaçar. Ama o masum sübyanın, öksüzün kaderinde yaşamak varsa, en önemlisi Allah yaşamasını dilediyse, kim ne yapabilir ki? Bu kaçışın hemen sonrasında, garip bebeğin yengesi eve gelir ve durumu babaya bildirir. Ve bebek derhal hastaneye götürülerek, hayata döndürülür. Daha 2 aylıkken yaşamasını istemediği bebeğin annesi de sırra kadem basar. Baba ne yapsın zaten zar zor geçiniyor. Sobaya bir odun atsa ikincisi yok. Memlekette yokluk, işsizlikte o dönemlerde hayatı daha da zorlaştırıyor. Sancılı yıllardır 1970’ler… Baba mecburen ikinci bir eşle hayatını birleştirmeye karar verir ve evlenir. Masum yavrumuzun artık bir üvey annesi vardır ve bebeğimizin neredeyse tam 19 yıllık katlanılması çok zor olan hayatı başlamıştır. Dayaklarla, küfürlerle, işkencelerle, hakaretlerle, ilgisiz ve sevgisiz geçen tam 19 yıl. Baba evden çıkıyor, işkence başlıyor. Baba eve geldiğinde evladının halini görünce bu sefer karısını dövüyor. Öyle böyle değil üvey anne hastanelik oluncaya kadar dayak yiyor. Bu arada üvey annenin eski evliliğinden olma birde engelli kızı var. Yemeğinde, elbisenin de en güzeli engelli olan kızına, her şeyin en çirkini ve tatsız tuzsuz olanı ise öksüz yavrumuza layık görülüyor. Babanın bu durumu fark etmesi bile yıllar alıyor. Fark ettiği andan itibaren de pek bir şeylerin değiştiği de söylenemez. Üvey anne yediği dayakların acısı geçtikten sonra, eski alışkanlıklarını arttırarak devam ettiriyor ve işkence yönteminde şiddetin dozajını maksimum seviyeye çıkarıyor. Üvey anne elinde hep şiddet ve zulümle ufak ufak büyüyen bebeğimiz sık aralıklarla yaradana şöyle dua ediyor. “ Yarabbi ne olur bana yardım et. Bu insanlar bana merhamet etmiyor. Ama sen çok merhametlisin. Ne olur beni de merhametli kıl. Merhametli olayım ki ileride eşimi, çoluk çocuğumu, yakınlarımı ve tüm dostlarım da incitmeyeyim.” Diye ağlaya, ağlaya sabah akşam dua ediyor, yalvarıyor. Aslında küçücük çocuk bu Allahtan ne dilese olur ama o sadece merhamet istiyor. Çünkü merhamet görmemiş, sevgi görmemiş. Aradan yıllar geçmiş hikâyemizin öksüz kahramanı artık büyümüş genç delikanlı olmuştu. Annesizliğin acısını ve anne şefkatinin hayatında ne derece yeri olduğunu anlayacağı bir olaya şahitlik eder. Öksüz gencimiz bir gün banliyö tirenine biner ve kucağında çocukla seyahat eden bir annenin karşısına oturur ve tüm hareketleri izlemeye başlar. Anne ile çocuğunun birbirlerine bakışlarını, ilgilerini her şeyi seyreder. En sonunda döner kendine bakar, ben ne hissediyorum diye. İç dünyasında gezer durur. Ama onun dünyasında bir anne ile çocuğun arasında geçen sevgi, ilgi, şefkat ve en önemlisi de sıcak teması yoktu. Ve gördüklerinden dolayı hiç etkilenmemiş, üzülmemişti. Neden benim de böyle bir annem olmadı diye. Anne sevgisini hiç tatmayan, yaşayamayan öksüz bir çocuk olarak hayatına hep böyle devam edecekti ve etti de… Şimdi bu öksüzün 2 çocuğu var. Anneleri de hep yanı başlarında. Kalbinin derinliklerinde bir yerde geçmişini hep hatırlayan öksüz baba artık şöyle dua ediyor. “ Yarabbi kimsesizlerin sahibi sensin. Senin sevginle yaşadık ve bu günlere geldik. Bizleri senin sevginden mahrum bırakma.” Üvey anneye ne olduğunu merak eder gibisiniz. O’da öksüz bebeğimizin babası, yani kocası rahmetli olduktan sonra, hastalıklarla boğuşuyor, hep yalnız kalmak istiyor ve kimseyle görüşmüyor. Bedenini saran hastalıklarla mücadele etmeye gücü kalmadığı ve öksüz bebeğimize çektirdikleri azabın kefaretini ödememek için her gün Allahtan ölmeyi diliyor ama ölmüyor, ölemiyor. Büyüklerimiz derler ya “ Eden kendine kendi kendine “ diye… Sağlıcakla kalın.

Döviz

1 $ = 1,52 YTL
1 € = 1,94 YTL
190738 Ziyaretçi

Hava Durumu