İnsan hayatında bu iki kelimeyi nadiren de olsa duyar. Bazen ürperir, bazen de latife olsun diye söyler.Kimi zaman farkına varıp kimi zaman da farkına varamadığımız " son yolculuk " aslında kaçınılmaz akıbetidir insanın.Yaşadığımız şu fani dünyada yolculuğa çıkarken yapmış olduğumuz hazırlıkları bir düşünün. İhtiyacımız olan her şeyi defalarca kontrol ederiz değil mi? Peki bunu ne için yaparız ? Yolculuğumuz sırasında mağdur olmamak ve gittiğimiz yerde ihtiyacımız olan eşya, gıda, araç ve gereçleri yanımızda bulundurarak orada ki yaşantımızı kendimiz için kolaylaştırmak.Yola çıkmadan önce karar veriyoruz, düşünüyoruz, gereken tüm tedbirleri alıyoruz ve tamamen gideceğimiz yere odaklanıyoruz.İnsanın kendi evinden uzaklaşması zordur. Cananı olan evlatlarını, eşini, akrabalarını ve yakın dostlarını terk etmek daha da zordur. Kendi için zor olan bu ayrılık, geride bıraktığı sevdikleri için çok daha zordur. Sabırla şekillenen zamanda yolculuğun sırrı insanın aleminde, kalbinde saklıdır. Kendi kalp aleminin sırrına vakıf olmayan insan,güncel hayatında teferruatlarla uğraşır durur. Yaşadığı her an bazen sıkıntı verir, daraltır insanın kalbini. Yolculuk demiştik ya dilerseniz yine gurbete geri gidelim. Öyle ki zamanın bittiği, insanın asıl olan evine dönme vaktinin geldiği zamana.İnsan son nefesini verir ve evine doğru yolculuğa başladığı anda yanında tek kalan arkadaşı ve dostu amelidir. O öyle bir dosttur ki insanı asla terk etmez, kabirde dahi olsa. Geride bırakılan mal, eşya, para, ziynetler, insanın çoluk çocukları, eşi, babası, annesi ve tüm sevdikleri ancak kabre konuluncaya kadar eşlik eder ve belli bir zaman sonra gider. Şu fani dünya da kimse, kimse için ölmez, ölemez. İnsanın dünya hayatında gerçekten sahip olduğu, ne o zaman. Bizler yaşadığımız anlara bir baksak ama öylesine değil, samimiyetle baksak neler göreceğiz neler. Bizim olanları bir daha, bir daha sorguya çeksek. Neyimiz var bir bakalım. Başta İnsanın kendine ait neyi var ona bakalım. Eller bizim değil, göz, kulak, kalp kısaca bedenimizin herhangi bir uzvu bize ait değil. ALLAH(C.C) bize emanet ettiği bedende sahip olduğumuz hiçbir şey yok ki benim diyelim ..! Malımıza, servetimize şöyle bir bakalım. Vefatımızla beraber yanımızda yer almadıkları gibi, Kuran-ı Kerim de buyrulduğu üzere " Mallarınızın ve canlarınızın gerçek sahibi ALLAH'tır " Konu ile ilgili bir kıssa var hemen değinmeden geçemeyeceğim. " Kendini yaratma hevesi ile üstün gören bir kişi ALLAH'a şöyle dua eder. Yarabbi bende senin gibi yaratabilirim, bana müsaade edermisin. ALLAH( C.C.) şöyle buyuruyor. Haydi yarat.
Adam tam elini toprağa uzatacakken ALLAH(C.C) buyuruyor " dur toprakta benim" İnsanın var olan her şeyi ama her şeyi ALLAH'ın dır. ALLAH sevmek istemeseydi insana sevgi vermezdi. İnsanın şekli ve aslı Sevgi ile tamamlanır ve hayat bulur. Öyle ki yaşı kaç olursa olsun, kendi hakikati ile yüzleştiği ve İnsanlığının özüne ulaştığı an, İnsanın gerçek doğumu gerçekleşir. Ve yıllarını nerede harcadığı sorusunu, kazancını nerede tükettiği sorusunu, gençliğini nerede heba ettiği sorusunu ölmeden kendi kendine sorar ve terazisinin dengesini defalarca kontrol eder. Özünde yaşayan insan, kimliği ve şahsiyeti ile gittiği her yere, ilmini, insanlığını ve yeniden dünyaya gelerek kazandığı insanlığını'da götürür. Aslında zor gibi görünen ve kafalarınızın biraz olsun karıştığını gördüğüm yeniden dünyaya gelen insan ve özünde yaşayan insanı gelecek yazımda gönlümüzün kaleminden sizlere aktarmaya çalışacağım. Yazımızın çok gecikmesinin nedeni kaynağının maneviyata dayanmasıdır ve ancak yaşanan hal veya haller doğrultusunda kalem edilebilmektedir. Anlayışınız ve sabrınız için şimdiden teşekkür ederim.
Sevgilerimle...